9
Her yıl 21 Şubat’ta kutlanan Uluslararası Ana Dil Günü, 1999 yılında UNESCO tarafından ilan edildi. Amaç belledir. Dillerin korunması, kültürel çeşitliliğin savunulması ve ana dilinde eğitim hakkının evrensel bir insan hakkı olarak kabul edilmesi.
Çünkü dil, sadece kelimelerden ibaret değildir. Dil; hafızadır, kimliktir, tarihtir. Bir halkın dünyayı algılama biçimidir.
Peki ya bir dil neden yasaklanır?
Türkiye’de Kürtçe uzun yıllar boyunca kamusal alanda yasaklandı. 1925 sonrası dönemde başlayan asimilasyon politikaları, 1980 askeri darbesi sonrasında daha da sertleşti. Özellikle 1983 tarihli 2932 sayılı kanunla “Türkçe’den başka dillerin anadil olarak kullanılması” yasaklandı. Bu düzenleme doğrudan Kürtçe’yi hedef alıyordu.
Bir dilin konuşulmasının suç sayıldığı bir ülke düşünün.
Kürtçe şarkılar yasaklandı. Kürtçe isimler reddedildi. Cezaevlerinde Kürtçe konuşan mahpuslar disiplin cezaları aldı. Anadilde eğitim talebi ise “bölücülük” olarak yaftalandı.
Oysa dil talebi, siyasal bir lüks değil; insani bir haktır.
Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 27. maddesi, azınlıkların kendi dillerini kullanma hakkını açıkça tanır. Avrupa Konseyi belgeleri de benzer şekilde kültürel ve dilsel hakları güvence altına alır.
Bugün Türkiye’de Kürtçe üzerindeki mutlak yasaklar kaldırılmış olsa da, anadilde eğitim hâlâ anayasal güvenceye sahip değildir. Seçmeli ders uygulamaları sınırlı ve sembolik düzeyde kalmaktadır. Belediyelerin Kürtçe tabelaları dahi zaman zaman soruşturma konusu olabilmektedir.
Bu tablo, yasal serbestlik ile fiili eşitlik arasındaki farkı gösterir.
Bir Dil Yasaklanınca Ne Olur?
Bir dil yasaklandığında sadece kelimeler kaybolmaz.
Ninniler kaybolur.
Ağıtlar susar.
Masallar yarım kalır.
Hafıza parçalanır.
Kürtçe, yüzyıllardır Mezopotamya coğrafyasında yaşayan milyonlarca insanın anadilidir. Onu yasaklamak, bir toplumsal belleği inkâr etmektir.
Dünya Dil Günü bize şunu hatırlatıyor. Çeşitlilik tehdit değil, zenginliktir.
Bir devletin gücü, tek tip insan yaratmasında değil; farklılıkları eşit yurttaşlık temelinde tanıyabilmesindedir.
Kürtçe’nin kamusal alanda özgürce kullanılabildiği, anadilde eğitimin siyasal bir tartışma değil pedagojik bir hak olarak kabul edildiği bir Türkiye ile mümkündür.
Çünkü bir dilin özgürleşmesi, sadece o dili konuşanları değil, demokrasinin kendisini de özgürleştirir.
Dünya Dil Günü’nde sorulması gereken soru şudur:
Bir dili yaşatmak için kaç neslin susması gerekir?
Ve belki de daha önemlisi:
Bir halkın diliyle barışmadan, onunla nasıl gerçek bir barış kurulabilir?
Haliye Donmuş/GlobalKalem