TİP'deki kriz hakkında bir kaç cümle
TİP, “solun solu” olma yönünde büyük bir umut olmuştu. Ama bu kısa sürmüş olabilir. Son, “iki seçim arası” çok şey değişti.
Üye sayısı nerdeyse beşte/dörte bir azaldı; parti her gün bariz olarak kan kaybediyor. Son beş yıldaki "üye akını" -Ahmet Şık'ın sözleriyle- "CHP-DEM arasında sıkışmış kitlenin bir arayışı" olarak yorumlanmıştı. "Üye kaybı" konusunda bir değerlendirme ise yok.
TİP, tekrara düşen söz ve eylemlerle, etkisi zayıf kampanyalarıyla gittikçe zayıflıyor, görünmez oluyor.
"Üye kaybı", yalnızca TİP'e de özgü değil; tüm sosyalist partilerdeki erime, üye kaybı somut bir veridir. Bu diğerlerindeki kayıp, 100'lerle ifade edilmektedir. Bu olguya dair bir değerlendirme hiçbir cenahta yoktur.
TİP'teki kriz, gövdesinden kopan yüzlerce üyenin "yeni platformlar" (Kılavuz, Kızıl Parti) kurması veya "parti hazırlıkları" ilanlarıyla da gözler önüne seriliyor. Partiyi, "Kemalizmle uzlaşmak"la ya da itham eden "Doğu teşkilatları"nın çıkışı bir yere varır mı yakında görülür.
Ancak, bizzat -TKP'den kopan- TİP örneği hariç, CHP veya başka bir sol partide "ana akım"dan kopan hiçbir hareketin bugüne kadar gelişmediğini not etmek gerekir. Dolayısıyla partiden kopuşlar, krizden çok bir imkâna da dönüşebilir.
Hatay’ın seçilmiş milletvekilinin özgürlüğü meselesinde TİP, sokakta ve mecliste CHP'nin desteğine -ve Anayasa Mahkemesi'nin "açık çek" niteliğindeki kararına rağmen- Can Atalay'ı hapisten çıkaramadı. Bu, geniş kitleler gözünde partinin zayıflığının bir göstergesi oldu.
TİP, "Gökhan Zan krizi", "Hatay krizi", "Defne krizi" gibi -hepsi aynı şehirden- bazı krizler de yaşadı. Göze "küçük" görünen bu krizler, partiye "büyük" zarar verdi. Seçim sonrası Hatay Belediyesi'nin yeniden AKP'ye geçmesine yönelik bitmeyen eleştiriler, TİP'e yönelmekte gecikmedi. Parti yönetiminin "ehliyeti" ile ilgili yaygın soru işaretleri ortaya çıktı.
Toplumda artık çok az kişi TİP’lilerin ne diyeceğini merak ediyor. Partinin sözcüsü milletvekilleri dahi çok dinlenmiyor. Konuşmaları, TİP'li olsun olmasın, muhalefet cephesinde dikkatle izlenen İstanbul milletvekili Serra Kadıgil’e olan ilginin dahi azaldığı görülüyor.
2018 sonrası, belki de son 40 yılda, sosyalist bir partinin ilk kitleselleşme örneği olan TİP'in "düşüşü" üzerine bir değerlendirme yapmak son derece yararlı olacaktır. Sol veya sosyalizm adına TİP'in düşüşü üzerine düşünen ya da konuşan var mı? TİP’in kendi içinde bir muhasebe yapılıyor mu?
"Ayrılanlar"ın sağda solda dile getirdikleri -ayrılığı pek de izah edemeyen- yorumlar hariç, TİP'teki bunalıma dair ciddi bir açıklama hiçbir yerde göremedim. Solda hep böyle olmuştur. Ayrılıklar, "ideolojik değil; "kişisel"dir.
Bu yazıda TİP'e ilişkin “uzaktan” gördüklerimi, bir-iki noktada, dile getirmek istiyorum. "Yakından" ve hatta "içeriden" anlatıcıların da sözleri ışığında bir kaç cümleden oluşan bir, "TİP krizi muhasebesi" yapmaya çalışacağım. Kuşkusuz TİP'e kuruluşundan bu yana emek verenler, "kadrolar", genç militanların ne diyeceği çok önemlidir.
Ama bazen olayları ve olguları daha yakından görmek ve anlamak için, onlara dışarıdan bakmak ve uzaktan düşünmek gerekir.
TİP'in ideolojik çizgisi, "sosyalizm" anlayışı, TBMM pratiği, siyasi kampanyaları hakkında herhangi bir düşünce ve eleştiri içermeyen bu değerlendirme, salt örgütsel sorunlar, üye ve kadro politikalarının yorumlanmasıyla sınırlı tutulmuştur. Diğer sorunlar, başka bir yazıda elbette ele alınabilir. Bu yazıda, TİP'te krize yol açan en önemli sebep olarak gördüğüm "örgüt, kadro ve üye yapısı" değerlendirilmiştir.
TİP'le ilgili her gelişme, işçileri, çalışanları, köylüleri, emeği, doğayı, eğitim, bilimi de yakından ilgilendirmektedir. Nitekim TİP bir kaç yıldır, herhangi bir işçi grevinden bir doğa eylemine, depremden sel ve yangın felaketine her alanda mütevazi varlığıyla bunu hepimize göstermektedir.
Öte taraftan TİP -salt varlığıyla- son on yılda "sosyalizm tartışması" demektir. Sosyalizmin "meclis kürsüsü"nden dile getirilmesi önemlidir. Sosyalizmin, bir "Doğu ülkesi"nde, "Müslüman ağırlıklı bir toplumda" tartışılması herhalde çok daha kıymetlidir.
2023 seçimleri öncesi partiye yönelen binlerce üyeyle prestij, moral ve enerji toplayan TİP, bu üyelerle "genişlemek" yerine daha da "daraldı". Bu, hiç beklenmeyen ve son derece şaşırtıcı bir sonuçtu.
Zira üyeleri artan herhangi bir partinin çalışması da güçlenir. Üye, artan ve genişleyen parti faaliyeti demektir. Kamuoyunun gözü önünde, yeni üyeleriyle neler yapacağı merakla beklenen TİP, “büyümekten” korktu. TİP'in rutin faaliyeti büyümediği gibi, kısa zamanda daha da daraldı.
"Büyümekten korku" nasıl olur, diye sormayın. Burada sihirli sözcük "alışkanlık"lardır. Küçük bir parti ve örgütü idare eden sınırlı sayıdaki kadroların, binlerce yeni üye karşısında panik yaşaması, "rutin"in bozulması ve neticede alışkanlıklarını değiştirememesi mümkündür.
Nitekim TİP'in neredeyse bütün kadroları, 2023 seçimleri öncesi, partiye "üye hücumu"ndan söz etmiş ve "hazırlıksız durumda yakalandıklarını" itiraf etmiştir. Demek ki "büyümek", pek de kolay bir iş değil.
Parti yönetimindeki küçük grup, gerekli hazırlık ve örgütlenmeyi sağlamadığı gibi; “gücü” de paylaşmadı; yeni üyelere görev, yetki ve sorumluluk vermedi; bu yüzden yeni üyeler partinin "kapısından bakıp"; 3-4 yıllık “misafirlik” sonrası çıkıp gittiler.
Ben TİP'in son genel kongresini hatırlamıyorum. Erkan Baş ve merkez yönetim, ne zaman güven tazeledi, aklıma gelmiyor -Bir üye bugün (26 Temmuz 2025) bana, "7 Ocak 2024'ten sonra kongre yapılmadı" dedi-. Yasal takvim ne olursa olsun, TİP gibi, sol kitlelerin, aydınların belki de "günlük" takip ettiği bir sosyalist partinin kongre, konferans, kurultay yapmamasının hiçbir açıklaması yok.
Daha önemlisi il/ilçe kongreleri yapıldı mı? Zira yeni üyelerin "görev" alacağı ve partinin "eğitim"inden geçirilecekleri temel alan, il ve ilçe teşkilatlarıdır. Kongrelerini toplamayan bir parti, kapılarını yeni üyelere "kapatmış" demektir. O zaman üye niye "kalsın" ki, değil mi.
Burada yukarıdaki "alışkanlık" sözcüğünü, daha genel bir sözcükle, önemli bir kavramla, "demokrasi" ile sürdürmek istiyorum. TİP ya da başka bir partide, -CHP dahil- "demokrasi" yok. -Bu en çok seçimlerde, "aday belirleme" sırasında görünür oluyor-. Seçim dediğim, sadece yerel ve genel seçimler değil; il ve ilçe teşkilatı seçimleri de bunun içinde. "Gelenler", hiç kimsenin kendilerini "dinlemediğini" anlayınca gidiyor. Orada niye kalsınlar ki, tapuları mı kendilerinde.
TİP, 8-9 bin üyesinin neden istifa ettiği konusunda bir fikre sahip görünmüyor. Bu, 44 bin üyeli bir partide büyük güç kaybı demektir. Yönetim, “küçük olsun, benim olsun” anlayışıyla hareket etmiş olmalı. Tüm veriler bu yönde.
Burada TİP'in "sınıf yapısı" akla gelebilir. Kentli orta ve küçük burjuva kesimlerden gelen kadrolarca yönetilen TİP, -aynı anda- hem "sıradan emekçi"den, hem de "nitelikli kadrolar"dan korktu.
Bu korku son derece doğal da: Parti yönetimi zaten bir tür "ittifaklar toplamı"ydı: TKP’den gelen “kurucular”, Troçkistler, "CHP’den gelenler", "HDP'liler". Herkesin yeri belli. Böyle "toplam parti"lerde -hele yeni gelenlerle- bir denge kurmak hiç de kolay değildir.
Binlerce yeni üye, binlerce "tanımadık" yüz, tavır, alışkanlık ve enerji demektir. Binlerce yeni üye, her parti için hem imkân, hem de risk demektir. Özellikle koltukları elde tutan "eskiler" için.
Bu yenileri eğitmek, örgütlemek, görev vermek zordur. Bu işe harcanan zaman bile çok kıymetlidir. Ama bu yeni üyeler aynı zamanda, yeni bir fabrika, işyeri, mahalle, köy, sokak, bina, ev demektir. Yepyeni kitlelerle bağ, yeni ses, söz, eylem, aidat demektir. Bu binlerce üyenin, akademisyen, avukat, doktor, mimar, bilim insanı, yazar, gazeteci vd. mesleklerden, "eğitimli sınıflar"dan geldiğini de özellikle not edelim.
Bu yeni üyelerle toplantılar, konferanslar, eğitim çalışmaları yapıldı mı, bilmiyorum. Bu kişiler, teşkilatlara alındı mı, ilçe veya il yönetimlerinde kongrelerde görev aldılar mı, hiçbir fikrim yok -Kongrelerle ilgili bilgisizliğimi yukarıda arz etmiştim-. Sadece TİP'e katılan yakından tanıdığım bazı üyelerin, "hayal kırıklığına uğradım, bu muydu TİP" şikâyetlerini duydum.
Bu kişiler, sadece bir "üye toplantısı"na gitmiş, kendilerine herhangi bir görev verilmediği gibi, bir daha da aranmamışlardı. TİP'te hissettikleri şey "değersizlik"ti. Bu durum, ancak CHP teşkilatlarında olacak bir işti.
Öte yandan TİP, Türkiye toplumunun bir parçası ve aynasıdır. Aşağıda, "TİP'teki hikâyesi"ni okuyacağınız NK’nın deyişiyle, “daha koltuk sahibi olmadan koltuk sahibi gibi davranan kişiler” yönetimde etkili -galiba binlerce yeni üyeden işte bu yüzden korktular; “yetki” vermediler-. Parti, uzun vadeli hedeflerden de galiba uzak; yalnızca iki seçimde sallanıp durması bundan.
Türkiye sosyalist hareketinin "en eski kadroları" bir tür "kast" gibidir. Bunlar hayatlarında hiç "seçilmemiş", ama her zaman "yönetici" pozisyonunda olmuşlardır. Bu kadroların "emekliliği" ölümle olacaktır. Oysa -mesela CHP'de bile-, "seçim kaybeden görevi bırakır" şeklinde bir kabul söz konusudur.
TİP türünden "seçim mücadeleleri" tecrübesi de olmayan -bugün artık 80'lere yakın bir evrede olan- bu eski sosyalistlerin Türkiye'ye bıraktığı bürokratik bir "miras", "alışkanlık" söz konusu. Parti ve insan, bilmeden -ve hatta istemeden- de bu "tarih"in bir ürünü ve parçasıdır.
TİP yönetimi -yeni üyeleri unutalım- “eski kadrolar”a dahi güven verememiştir. TİP Ankara örgütünü başından beri kuran bir grup militan ile diyaloğum var. Bu fedakar kadrolar şu an TİP'te yer almıyorlar. Onlar, TİP yönetimine dair değerlendirmelerine, "kariyerist", "sekter", "her şeyi biz bilirizciler" laflarıyla başlıyorlar.
Bu birleşme, önemli bir veri olsa gerekir.
Bir Ankara il kongresini hatırlıyorum. 2021 ya da 2022 yılı olmalı. Genel merkezin listesine karşı liste çıkaran -TİP Ankara’nın ilk kurucuları da olan- ve hasbelkader kongreyi kazanan grup, seçim zaferinin ertesi günü istifaya zorlanmıştı. Onların "suç"u, "genel merkeze karşı liste çıkarmak" idi.
Halbuki "liste çıkarmak", "adaylaşmak", "yarışmak" -diğer şeyler bir yana-, iç yaşamı canlı bir partinin varlığının göstergesidir. Her şeyin tepeden belirlendiği, tabanın söz ve düşüncesinin alınmadığı ve son aşamada seçim ve yarışın olmadığı bir partide, parti örgütleri ve sıradan üyelerde çalışma motivasyonu dahi kalmaz.
Burada DEM partinin 2024 yerel seçim deneyimini hatırlayalım. Bir çok ilde yapılan eğilim yoklamasında "sıradan üyeler" ilk sıralarda çıkınca, parti genel merkezi başka isimleri aday göstermek istemiş, bu yüzden pek çok teşkilatta kıyamet kopmuştu.
Devlette nasıl liyakat yoksa ve her şey cemaat ve imam hatip kökenli malum "yandaşlar"ın atanmasıyla ilerliyorsa, burjuva partilerde de bu böyle devam eder. Devleti yönetenler de bu partilerdir. Ama hakkını yemeyelim, en azından AKP öncesi devlette, "sınav-mülakat" sistemiyle "liyakat" bir parça vardı. Demem o ki, -ne kadar uygulandığı bir tarafa- burjuva devletin dahi yönetim noktalarına liyakatlı kadroların seçilmesi gibi bir kararı var.
TİP Ankara kongresine yeniden dönüyorum. Bu "kazanmış" yönetimin bir militanı olan NK bana -o tarihte- şunu söylemişti: “Bizzat genel başkan 'bizimle çalışmayacaklarını, istifa etmemizi, aksi halde Ankara’ya kayyum atayacaklarını' söyledi.” “Siz ne yapacaksınız” diye sormuştum. Cevap verememiş; bir süre düşündükten sonra şunu demişti: “Ben kayyumu AKP’de var sanıyordum.” O, bu diyalog sırasında parti üyesiydi ve inançları ağır bir sarsıntı geçirmişti. İhtiyatlı konuşması bundandı.
Bu diyalogdan epey sonra Ankara örgütüne kayyum atadıklarını, seçimi kazanan listedeki üyelerin yıldırılarak partiden uzaklaştırıldıklarını, NK'nın istifa etmek zorunda kaldığını öğrendim. Bu olanlar, sağ ve milliyetçi bir sermaye partisinde değil; TİP'te olmuştu. NK'nın, olan bitene inanamaması işte bundandı.
Demokrasiden korkan, "kendi kadroları"na dahi güvenmeyen, her şeyi merkezden yöneten bir parti büyüyemez ki. Dahası böyle bir partide, "eski kadrolar" nasıl kalır; hele "yeni üyeler" böyle bir partiye nasıl gelir?
Nitekim sayıları 100'leri bulan "kadro"nun ayrılması, "başka parti kuracakları" yönünde kamuoyuna duyurdukları deklarasyon ("Kılavuz"), partideki kadro ve örgüt krizin somut görüntülerinden başka biridir.
TİP, 2024 yerel seçimlerinde bariz hatalar yaptı; aday çıkarmasını da; aday çıkarmamasını da seçmenine, hatta tabanına dahi- açıklayamadı -"Medyatik isimler"le seçimlere girme taktiği, bizzat TİP'in tabanından büyük tepki aldı. İstanbul’da adaysızlığını, Çankaya’da aday çıkarmasını; Defne’deki tabloyu seçmene izah edemedi -Galiba izah etmeye çalışmadı da hiç-.
Bu tutarsız siyasetiyle kendisine bağlanan umutları iyice suya düşürdü. Aksi halde 2023 seçimlerinde 2 milyon oy almış bir parti -seçmeni Alevi olan Samandağ hariç- yerel seçimlerde sıfır çekmezdi.
TİP daha çok CHP’den hayal kırıklığına uğrayan kentli orta ve alt sınıfların -geçici- sığınağı oldu. Çok geçmedi ki, arayış içindeki bu grup yeni bir hayal kırıklığına uğradı.
Evet, sosyalizm “zamanı” değil belki hâlâ, ama TİP, 1960’lardan beri parlamentoda yer alan, seçmeni en güçlü sosyalist parti oldu. Sosyalizm için önemli bir "şans" olan TİP, yanlış, sekter ve sorumsuz politikalarla zayıflatılmamalıdır.
(TİP'in ideolojik çizgisi, sosyalizm anlayışı, sokak ve parlamento siyaseti ile ilgili görüşlerimi başka bir yazıda paylaşacağım)
(Hüseyin Aygün, 26 Temmuz 2025)