9

 

Ekmeğin Kokusu_Mehmet Güzel yazdı

14:37:45 | 2025-02-13
MEHMET GÜZEL
MEHMET GÜZEL     


Kış bitmişti neredeyse, Newroz arifesiydi, kırk (çıle) günlük dönüşümlü Xızır orucunun da son günüydü.. Üç hafta üst üste ev ahalisi üçer gün oruç tutmuştu, bunun nedeni artık evde yiyecek hiç bir şey kalmamıştı çünkü kış çok ağır geçmiş inek de henüz kuzulamamıştı.
Çocuklar ise açlıktan ağlayıp sızlanıyor, kıtlık kıran zamanları işte neylersin lakin babanın elinden de bir şey gelmiyordu.. Köyde hangi kapıya gitse hangi kapıyı çalsa kapıyı açanlar hiç bir şey demiyor boyunlarını büküp önlerine bakıyorlardı.;adam onlarda da artık unun ve kattığın tükendiğini anlıyordu..Akşam olduğunda baba geri eve dönüp de kapıyı çaldığın da çocuklar hemen kapıya koşuyor babanın mutlaka yiyecek bir şey getirmiştir heyecanıyla ona bakıyorlardı.
Baba boynu bükük başı öne eğik nişte yanan çıranın loş ışığı altında yüzü kızararak, sıkılarak içeri giriyordu.
Gidip keçi kılından dokunmuş taş sedire serili cacımın üzerine oturdu, sol yanında kalan ocağın alevi yanağına yansıyınca korkulu bir görünüm oluşuyordu yüzünde, çocuklar ise babalarının bu halinden çekinerek ses çıkarmadan annelerinin tek odalı odanın taş sedirine serdiği yataklara karınları guruldayarak gidip uyumaktan başka çareleri kalmadığını anlıyorlardı. .
Yorulmuştu hem de çok, aç susuz akşama kadar bir kaç köy gezmesine rağmen ne kimse içeriye buyur etmişti ne de borç un ve de katık bulabilmişti.
"Birde şu karşı köylere gidip dolaşayım belki de orada hiç olmazsa bir ölçek un bulurum" diye düşünürken derin uykuya daldı.
Komşuların horozları öttü,derin uykusu hafifledi..hanımı onu dürttü"hadi kalk ağa bir an önce yola koyulda hiç olmazsa yarım ölçek de olsa un bul,çocukların kaç gün oldu kursaklarından bir şey girmedi, hele ki keje, daha sütten kesilmedi ben ne edem südüm yok ki emzirem ağa.." dedi.
Şafak söktü, tan attı, güneş sevimli yüzünü gösterdi, ıslak çimenlere gülümsedi, topraktan buhar yükseldi. Karşı köylerin arka taraflarında ki dağlar henüz sütbeyazı karla kapalıydı,etekleri ise laciverte kesmişti. Yola koyuldu, vadilerde akan kar suları dereleri taşırarak gümbürdiyordu.
Köyün alt kısmına vardı, yorulmuştu bir hayli, bu köylere daha önce hiç gelmemişti, ama babası ona hangi köyde kimin durumu iyi, misafir ağırlar kulağına fısıldamıştı.. Bir süre dinlendikten sonra tekrardan yola koyuldu, ilk karşısına çıkan evin kapısını çaldı bir süre sonra nur yüzlü ak sakallı adam kapıyı açtı"nerden gelir nereye gidersin ey yolcu"dedi.
" Karşı köylerden filancının oğluyum  bu köyde de İsmail ağayı ziyarete geldim"dedi. Adam bastonunu uzatarak ziyarete gideceği evi gösterdi.
Biraz daha yürüdükten sonra gideceği evin kapısına vardı çaldı kapıyı kimse açmadı kapıyı,hemen  evin yan tarafında ki ahırdan kuzu ve oğlak sesleri yükseliyordu, içi bir hoş oldu kuzu ve oğlak sesleri karşısında  ahırın kapısının önünde durdu bir süre kuzu ve oğlakların sesini dinledi derken ahırın kapısı açıldı orta yaşlı karı koca kapıda belirdi.Adamın İsmail ağa olduğunu anladı, kendisinin filancı köyden filancının oğlu olduğunu söyledi yorgunluktan olacak ki ahır duvarının dibinde kalın taşın üzerine oturdu bir kaç soluk aldıktan sonra
  - Tam yedi köydür kapı kapı dolaşırım ağa lakin çocuklarıma bir lokma ekmek götüremedim şimdi de senin kapına gelmişim, İsmail ağa merttir mertliğinin  yanında da varlıklıdır diye de namın taa bizim oralarda duyulmuştur bilesin. Bu köyden sonra da artık başka köye gidecek takatim yoktur, ekinler biçilir biçilmez ne almışsam iki katını geri vereceğim sana ağa!
-Hele sen bir soluklan da bir hal çaresine bakalım dedi İsmail ağa.
Ocağın yanında ki taş sedire serili cacımın üzerine oturdu, ocakta sütlü çorba kaynıyordu, mis gibi kokan sütlü çorbanın kokusunu içine çekti,kimbilir kaç zamandır bu çorbadan içmemişti.
Evin hanımı büyük bir çinko kaseye tahta kepçeyle sütlü çorbayı doldurdu, ocağın közünde kızartmış olduğu ekmeği de misafirin önüne koydu.
Karnını tıkabasa doyurdu,o anda İsmail ağa yarım çuval un ile çıkıp geldi, hanımına "çökelek ile yağ da koy hanım" dedi.
Ahırdan getirmiş olduğu alnı akıtmalı atını eyerledi, yükü yükledi ata"hadi şimdilik uğurlar ola, atımı da en kısa zamanda getir ağa"dedi.
Karanlık çökmeden köye vardı atı evin kapısında durdurdu, ocağın bacasında duman tütüyordu, atın sesini duyan hanımı kucağında ki sıska Keje ile diğer çocuklarla kapıda göründü,babalarının atın üstünde öyle heybetlice yük ile görünce hepsinin gözlerinin içi güldü.
Hamur çoktan mayalanmıştı, ocaktaki ateşi harladıkça harladı neredeyse şafak sökmek üzereydi, ilk hamurunu açtı, ocaktaki sacın üzerine açtığı ilk yufkayı serdi pişen ekmek evin içerisine mis gibi koku yaydı, bir süre sonra odanın cızırdayan kapısı açıldı çocuklar utangaçca kapıda belirdiler anne onları öyle masum görünce el etti,sevinçle vardı çocuklar annelerinin yanına ilk ekmeği böldü, her birisine pay etti derken bir ekmek daha pişirdi bir tane daha.. Ekmeğin mis gibi kokusu köyü sarmıştı, derin uykuda olan köylüler bu koku karşısında dayanamayarak onlarda uyandılar..
Ekmekler pişti hamur bitti, köyde kaç ev varsa her eve bir ekmek olacak biçimde kolunun üzerine serdi,tek tek evlerin kapısını çaldı, "lokma hak lokmasıdır" diyerek her eve bir ekmek bıraktı.

Mehmet Güzel/GlobalKalem




ETİKET :  

Tümü
UA-147632479-1